Tekrar seveceksin, birileri her zaman gelir.

Şevval

Sonsuza kadar aşık kalmayı beklemiyordu elbette.
Ancak sürer diye düşünüyordu, en azından öncekilerin kanaması geçene kadar...

Hızlı adımlarla evden dışarı attı kendini. Duramıyordu, o dört duvar vardı ya işte. Gün boyunca yağan yağmur sonunda durmuş, arkasında yol boyunca süregelen su birikintileri bırakmıştı. Hiç acımadan yeni aldığı ayakkabılarıyla su birikintilerini dövdü kadın. Ağlamaktan şişmiş gözleri İstiklal Caddesi'nin ışıklarıyla kısıldı. O kadar kalabalıktı ki cadde. İnsanlık zayan ziyandı onun için. Ne gerek vardı çoğalmaya? Çoğaldıkça şehirlere sıkışıyordu insanlar, evlere, arabalara... Hafifçe güldü. Birbirlerinin kalplerine bile sıkışıyordu insanlar. Tıpkı kadının yaptığı gibi.
"O kadar acizmişim demek ki. O kadar sıkışmışım ki o kalpte, bırakılınca nereye sığınacağımı bilmiyorum." diye geçirdi içinden. Derinden yanıyordu kalbi. Ne demişti o dakikalarda? Tam olarak hangi sözcükler çıkmıştı öptüğü o dudaklardan?
"Devam edemiyorum, anlasana. Seni aynı şekilde sevemiyorum. Aynı şiddette, aynı tutkuda değil. Ama o... O beni anlıyor, bana farklı hissettiriyor."
Kadın iç çekti.
Kimdi o?
Şu caddedeki her kadın olabilirdi. Lanet olası şehirde her kadın olabilirdi. Her saç teli, her siyah ojeli tırnak, her kırmızı boyalı dudak, her siyah göz... Bildiği tek bir şey vardı kadının; sevilen artık o değildi. Tünele binip, Karaköy'de indi. Denize doğru sürükledi ayakları onu.

Çılgınca bağırmalıydı kadın. Nefessiz kalana kadar bağırmalıydı. Küfretmeliydi onu bu hale getirene.
Evet!
Yapacaktı bunu. Çıkardı telefonunu, elleri titrerken rehberde adamın adını aradı. Silmişti.
Histerik bir kahkaha attı. Numarayı ezbere bilirken silmek ne kadar anlamsızcaydı.
Birkaç çalışta açtı adam,
"Efendim?" Sesi o kadar... normaldi ki. "Hey?"                
"Merhaba" dedi kadın. Küfretmesi gerekiyordu.
"Merhaba," diye karşılık verdi adam. "Sorun mu var? Biliyorsun, beni aramaman gerekli."
Kadın iç çekti, denize birkaç adım daha yaklaştı,
"Bana bir şeyler söyle!" diye bağırdı. "Ruhumu serbest bıraktığını söyle. Yazın geleceğini, benim yaralarımı saracağımı söyle. Tekrar sevebileceğimi söyle."
Adam duygusuzca konuştu,
"Tekrar seveceksin, birileri her zaman gelir."
Adam konuşmaya devam ederken kadın anlıyordu. Artık adam için 'o' olmayacaktı. Sadece dokunduğu bir bedenden ibaret kalacaktı. Ruhunu söküp beraberinde götürmüştü acımadan. Başka bir kadına yanında fazladan bir ruhla gitmişti.
Kadın denize yakın, yavaşça yere oturdu,
"Bu gece, sadece bu gece, sabaha kadar bana iyi şeylerden bahseder misin? Sonra... Sabah olunca bir daha asla sesimi duymayacaksın."
Adam onayladı ve konuşmaya devam etti. Kadın telefonu kulağından uzaklaştırıp yere koydu. Adamı dinlemeyecekti. Bugün kendini onun yerine koyuyordu. Adam konuşacak, iyi şeyler söyleyecek ve kadın onu dinlemeyecekti.

6 yorum:

  1. bazı vedalar koca bir kitap yazdırır insana öyle güzel anlatmışsınki yaşadım sanki teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek sevgili okuyucum, aslında bazıları değil vedaların hepsi koca bir kitap yazdırır bence.

      Sil
  2. biz de her seferinde avutalım kendimizi;
    her veda bir başlangıc..

    YanıtlaSil
  3. Keşke düşlenenle gerçekler bir olsa...

    YanıtlaSil
  4. Blog keşif etkinliğinden geliyorum :) Bloğunuzu izliyorum bana da beklerim :)
    http://kirmiziruganayakkabilarim.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil