bu güzelliğin eşliğinde: https://www.youtube.com/watch?v=n063JfkqKKo

Öylece oturdum sayfanın başına ve anlatacak çok şeyim var bu gece. Belki bir kitap bile yazabilirim zorlarsam. Ben ona anlatamadım derdimi,belki ay anlar beni ve yırtar karanlığımı bu gece.

Bir insanın size ihtiyacı olduğunu öğrendiğinizde,görmezden gelmek veya hayatında belirsizlikler yaratmak yapılacak en büyük bencilliktir bu hayatta ve karma gelip sizi bulur bir gün.Bu bencilliği de kendi kafanızda karşı tarafın iyiliği için yaptığınızı düşünmeyin. Bense haberim olmadan bir yabancıya ihtiyaç duymuşum..

 Aslında "ihtiyaç duymak" denilen şey nedir ki? Ağlarken avutmak kadar banel ya da gözyaşlarını ellerinle silecek kadar romantik mi? Aşk mı? Sevgi veya basit bir hoşlantı mı?
HAYIR.


Benim gibi anormal insanlar için ihtiyacı olmak bu değil!
 En azından benim ihtiyacım olan "şey"le aramdaki bağ bu değil...
Ben sanırım ruh ikizimi buldum..
Ruh ikizi yani sizin sandığınız şey değil.Sizin sandığınız ruh eşi.. Birden fazla ,belki 10 tane ruh eşiniz olabilir.Sizin bu dünyadaki ruhsal gelişiminizi tamamlamak için hayatınıza girerler çıkarlar..

 Ruh ikizi, siz bu evrendeki bedenlerinize yerleştirilmeden önce asıl ruhunuzun(dengede olan ruhunuzun) diğer yarısından ayrılarak,bu dünyadaki ızdırap dolu yaşamına yerleştirilmesidir. İki farklı bedende 1 ruhturlar. Bu hayatın amacı ve anlamı "acı çekmek". Acı çekmek için burdayız. Ağlamak,yıpranmak ve yerlerde sürünmek için..  Kim daha güçlüyse,o kalıyor geriye işte..

Evrenin amacı bu iken.. Bizi dengeye getirecek(yin
ve yang gibi bir denge,"birbirinin karanlığı ve aydınlığından bir diğerinin kayıp karanlığı ve aydınlığına ulaştırıyor gibi") diğer yarımıza ulaşmamızı her şekilde engelliyor.  Ve eğer bir gün onu bulduğunuza dair en ufak bir his hissederseniz,dibine kadar zorlayın. Çünkü sonsuz mutluluğa giden yolda birbirinize ihtiyacınız olacak. Siz bu dünyaya gelmeden önce bir çift kanada sahiptiniz. Ve ayrıldığınızdan beri tek kanatla uçamıyorsunuz bu dünyada özgürce.. Sıkıştık kaldık buraya.. Ve uçmak için diğer kanada ihtiyacımız var.  Evren de ona asla ulaştırmıyor bizi.



Ruh ikizinizi gördüğünüz ilk andan itibaren öylesine bir çekim kuvveti sarar ki içinizi. BUNU İLK BAŞTA AŞK SANARSINIZ.  Oysa sadece yaralarınızı örtecek diğer yarınızdır o. Böyle sanki bir mıknatısın demir parçalarını çekişi kadar kuvvetli ama bir mıknatısın diğer bir mıknatısı itişi ve kavuşamayışı kadar da engellerle dolu. Ve burçlar çok önemli oluyor bu konuda.. Yani asıl burcunuz ve yükselen ve ay burcununun ve elementlerinin birbiriyle eş olması gerekiyor.
Benim burcum balık... Herkes anladı herhalde artık bunu :D onun yükseleni balık.. Onun burcu boğa ve benim yükselenim boğa. FAK. Onu tanıdığım her gün ruh ikizi olduğumuza daha da çok emin oldum.




*saçımızla olan sürekli tikimiz
*içimizin ıstırabını umursamazlığımızla bastırmaya çalışmak
*ellerimizin boyutu amk
*siyaha olan takıntımız
*edebiyarta olan yatkınlığımız ve onu tanımama izin verseydi bulacağım yüzlerce ortak özellik...
*insanları cinsiyetlerine göre ayırmamamız.

Bu arada illa ruh ikizinizle bir sürü ortak özelliğiniz olması gerekmiyor. Ben onu ilk fark ettiğimde onun "o" olduğunu anlamadım(3 yıl önce evrenin yine bize şans verdiği o anlardan bahsediyorum,ilk fark edişimiz birbirimizi) .. Anlamadan aklıma girdi,sadece ve sadece onu düşünebildim. Uyanık olduğum zamanlarda onu düşündüm ve gece uyuduğumda HER GECE rüyama girdi. Bir şekilde benim bir şeyi anlamam gerekiyordu. Bu kim? neden beni böyle etkiledi?  

Onunla belki bir şekilde iletişim kurarım diye iş yerine gittim. Sürekli ve sürekli gelişebilecek senaryoları düşündüm. TAK. O benimle iletişim kurdu. Saçma sapan kıyafetim ve beni birine benzettiğiyle alakalı.. Bariz muhabbet kurmaya çalışmak istiyordu. Bu isteğin aynı anda gelmesi ilginç mesela.  o andan sonra ben hep çalıştığı yere gittim. Çünkü "onun aurasının" yakınlarında kendimi  o kadar huzurlu hissediyordum ki.. 
Sanki bir yabancıya sarılsam tüm ızdırabım sönecekmiş gibi.

Ama  sorun da burda işte.. Onunla biraz konuşup tanıştıktan sonra, sanki o bir yabancı değil de 100 yıldır tanıdığım biriymiş gibi hissettim.5 değil 10 değil.. Tam 100 yıldır onu tanıyormuş gibi hissediyorum. ONU AŞIRI ŞEKİLDE MERAK ETMEME yol açan bu durumlar 2 ay boyunca devam etti.Ben ona bakarken,o da bana baktı hep. Ya da bakmazken hep bakıyordu bir şekilde. Orospulukları da çok mesela. DENGESİZ! tam anlamıyla DENGESİZ: NE İSTEDİĞİNİ BİLMEYEN BİR ERGEN. yani kayıp ruh demek istedim. Ona sinirliyim! bazen böyle giydirebilirim ama ruhumun diğer parçasını çok seviyorum ve hep çok sevicem..

"20 de" öyle 5 saniye mi 10 saniye mi ne sayamadım... Bir bakışmıştık böyle zamanında.. işte o an öyle şeyler anlattı ki  bana,öyle sarıldı ki bana.İlk sarılmamız oydu...Hep beklediği ve beklediğim.. Doğduğumdan beri aradığım.Onu,benliğini ve seyrekliğini hissediyorum.. ne kadar kabul etmek istemese de AMK SALAĞINI TAMAMLIYORUM

**
Bu arada ruh ikizinizle evren sizi her zaman ayırmaya çalışacak. Mesela ben onun çalıştığı yerde işe başlayacaktım. Ve başladığım gün işi bıraktı. Tabi ki şaşırmadım! :D Hatta biliyordum yani. Sonra ben işi bıraktım,o geri döndü. EVRENİN PİÇLİKLERİ,OYNUYO BİZLE :D inat ettim.. bir şekilde bizi daha da yakınlaştırdım evrene inat. Bu arada 3 yıldır reikiyle uğraştığım için evrenle olan bağlantım aşırı şekilde kuvvetli. Yani evrenle bir ve  bütünüm. Evren de "güneş" olan beni sanırım ay'ımdan kıskanıyor. :D

Ve bir şekilde,, ona ilk sarıldığımda hissettiğim şey... Tarifsiz.. AŞK DEĞİL.SEVGİ DEĞİL. Çok daha güçlü,çok daha ruhani.. Kafam güzel olmasaydı her zerresini ezberleyebilirdim. Sanki bir elektrik çarptı o an bizi.Ve gözlerinin derinliğinde sanki kendimi görüyor gibi hissediyordum. Bu da iyice manyadı aq demeyin. Enerjiyle ve bu tarz şeylerle biraz alakası olan herkes beni anlayacaktır. Gerçi bazen ben bile kendimi anlayamıyorum ama yine de sizden beni anlamanızı bekliycem tabi ki de. Aman anlamış gibi yapın. :)

Evrenin bize koyduğu en büyük engel neydi biliyor musunuz? Birbirinden güzel şekerler tabi ki.
Neyse bundan sonrasını biraz edebiyat yaparak anlatayım..;

x"Evet! Mahvettiğim hayatımın kırıkları içinde var olmaya çalışırken eriyorum. Benim kadar umursamaz biriyle karşılaştım bu rüyasal gerçekliğimde. Umursamazlığından daha fazla seven beni ya da... kendimi kandırdığım.... Varoluşsal acıma katıldığı 2.5 aydan beri her geceme mimiklerinin güzelliğini söndürdüm.Sokak sokak ve cadde cadde aradım onu.Hiç sokak sokak ve cadde cadde aranmış mıydı? Ya da hiç bu kadar ağlarken içine,biri sarılmış mıydı ona içinden?Öyle kimse görmeden... Siz şimdi sandınız ki bir ergenin klasik aşk sancıları bunlar... Ben daha önce aşık oldum. Aşkı,hoşlantıyı ve sevgiyi bilirim.
O,benim güçlü yanlarımın zayıflığı içinde kaybolmuş asi bir ruh. Acılarından sarılmaya muhtaç ve inkarcı. İnkarcı ve mutsuz... Şah damarımda da uyusa,dünyanın öbür ucunda aklını eritse de şekerlere. Onu hep uzaktan saracağım. Kanatlarım ona bağlandı.Auram kenetlendi ve ben hiç bu kadar güçlü bir telepat olmamıştım. Umursamazlığıyla deli gibi itse de beni,sanki ölecekmiş gibi bendeki huzuru istiyor. Benim onun gülüşünü merak ettiğimden daha çok,o öpmek istiyor beni gülüşümden.
İçindeki eksikliği hiçbir kapakla kapatamayacak.Bana gelmedikçe hep eksik kalacak. Hiçbir sanrıda bende görebileceklerini göremeyecek ve ben... O düşmesin diye hep tutucam onu kanatlarından,cehennemin dibinde de olsam...."

Yazmayalı yıl olmuştu belki de.. Şimdi şakıyorum valla.  Belki de ben sadece bir şizofrenim :D Ama demişimdir hep,iyi şairler şizofren olur diye. Her neyse..

Aranızdaki şeyi hepiniz ilk başta aşk sanacaksınnız... Belki evli,belki sevgiliniz olacak. Bazılarınıza yanlış gelecek,bazılarınız yol arkadaşlarınızdan vazgeçeceksiniz. Sadece birazcık ruhani huzura erişebilmek adına.

Ondan onun için vazgeçebileceksiniz. 
Benim gibi günlerce ve belki aylarca o kötü alışkanlıklarını bıraksın ve gerçekten mutlu olsun diye ona reiki uygulayacaksınız. Evrene yalvaracaksınız o genç ve yaşanmamış bir sürü şeyiniz varken ölmesin diye.

Doğru zaman ve doğru mekanı bekleyeceksiniz diye. O beynini eritmeye ve halisülasyonlara o kadar alışmış ki,sizi dibe çekmek ve bu sebeple hayatına almak istemeyecek.Ama aslında bilmeyecek ki kırılmış kanadı sizdeyken ııçamaz.Sadece kimyasallardan bozma salıncaklarda sallanır uçuruma doğru,uçtuğunu sanır

Nereye kadar uçabilir ki eksikken? Eksiği bendeyken? Tüm insanlara gösterdiği samimiyeti bir tek ikizinden esirgeyince benim gibi artık deliriyorsunuz Kasım'ın ortasında. 

Mesela bir gece hayatında istemediğini belirtip,ertesi gün neden öpüp selam vermiyorsun diye sorguluyor? Böyle dengesizliklerle karşılaşacaksınız.Pes edin mi diyeyim,etmeyin  mi diyeyim ama 2.5 aydır mental olarak çok yoruldum. Sadece ve sadece onu düşünebildim.Kendi benliğime her türlü saygısızlığı yaptım,sırf ona kendimi anlatabilmek adına.. Ve o dinlemedi. Bense işte burda buralara anlatıyorum. 

Kesinlikle eminim ki biz bir şekilde birbirimizi tamamlayacağız. Ama bu ne zaman nerde ve hangi evrende olur? onu bilemeyeceğim.Tek bildiğim, onu kimse anlamadığında,sevmediğinde,dinlemediğinde ben hep orada olacağım.. Ona ne kadar kızgın olsam da.O ne kadar beni acılarımla başbaşa bıraksa da. Biliyorum ki ruh ikizlerinin biri ruhani anlamda çok gelişmiş olup bir diğeri 0 km olabilir. Ben yine ablalık yapıyorum galiba,olsun. Varolsun.

O değil de napcaz be bu saçmalıkların içinde?
Nasıl boğulamadan duracağız?
Ve nasıl dayanacağız bu can sıkıntısına?

**
Ben soru sorup duruyorum ama cevap yok.
Cevaplar burada değil.
Her gün aradığımız ve bulduğumuzu sandığımız sandığımızın içinde değil.
BU EVRENDE DEĞİL!

**
Nereye gittiğimiz belli değil.
Ve nerden geldiğimiz de önemli değil.
Sadece ŞU AN.
Benim bu kelimeleri yazdığım,seninse okuduğun BU AN..
Kalplerimizin kenetlendiği bu an önemli..
Düşünme hiçbir şey..
Bütün üzüntülerini ve mutluluklarını..
Hepsi bir anda olup bitiyor ve hepimiz yine en sonunda
Yatağımızla ve karanlığımızla kalıyoruz..
O AN...
Sadece o an önemli oluyor bir anda..
Zaman akıyor,durduramayız.
Boğulmayı seç zamanda,Tanrının Rüzgarında...
Aksi takdirde çıldırabilirsin.

**
Sevmeyi çalış karanlığı, bir gün karanlığa zorunda kalabilirsin.
Evde kimse olmadığında,kimse başını okşamadığında..
Buna alıştır kendini.
Siyahı huzurun yap.
Siyah sihirli bir renktir.
İçinden ne çıkacağını asla bilemezsin. Ve siyahın içinden en fazla siyah çıkabilir ve bu riski almaya kesinlikle değer.!
Ama annenin kokusunu hep o kutuda sakla.Çünkü ölmemeni sağlayacak tek şey o belki de.Annenin gülüşünün yanında duran kokusu.
.

heyzıl
Puslu uzun bir gecenin en berrak anında bu koskoca kütüphanede tek başımayım.
Puslu ve suslu.
Çıt dahi çıkmıyor.
Ve bu sessizliği bir piyanonun notalara dokunuşu bölüyor.
Neyi anlattığı belirsiz..
Sözler olmadan anlamıyor gibi insan.
Yağan yağmuru anlatıyor bana ve sanki bir bekleyeni olmadan penceresinden yolu izleyen bir kadını anlatıyor. Puslu bir gecede var olmaya çalışan..Görüntüsü çok gri,belirsiz mimikleri var. Puslu bir geceye yakışan şekilde tanımlayamıyorum onu.Ve acılarını..
Belki de gökyüzünü anlatıyor notalar. Hiç ulaşamayacağı denize gözyaşlarını akıtan.. İstediği hayatı yaşayamayan gökyüzünü.. Denize aşık olanı hani..
Belki de pamuk şekeri olmayan o küçük kızı anlatıyordur,acımasız kötü kalpli annesi yüzünden mutsuz olan,mutsuz büyüyen..Sonra da yaşlı ve mutsuz ölen hani..
Belki de beni anlatıyordur. Kütüphanenin koca sessizliğinde soğumuş kahvesinden zevk almaya çalışan beni...Hayatı sorgulayan,ve hiçbir anlam bulamayan..Susan..Sustukça boğulan..Acılarını içine gömmüş ve ağlamayı unutmuş beni.. Sistemin köleleştirdiği insanlardan hoşlanmayıp,kendi dilediği gibi yaşadığı için anormalleştirilen beni.. Ne çok şey bağırıyor bu notalar.!
 Ve ben her kitapta seni arıyorum.. Eskiden okuduğum gibi.. Ezberlediğim her hücreni.. Kütüphanedeki her kitabı karıştırıyorum. Milyonlarca kitap var ancak sen buna değersin. Gözlerinin deniz rengi,gökyüzüleşmiş kalbimi acıtıyor ve biz ağlıyoruz. Ben,pamuk şekeri olmayan o kız, gökyüzü,gri görüntülü kadın.. Hepimiz piyanonun her acı çığlığıyla daha çok ağlıyoruz.Ancak gözyaşı akmıyor hiç yanaklarımıza. Arayıp bulamadıklarımızı bir kere de bu puslu gecede arıyoruz. Bir bütün bir kalp oluyoruz gecenin karanlığında. Sen yoksun baktığım hiçbir yerde. Zaman ilerledikçe seni daha çok bulamıyorum.. Ağlıyorsundur belki diye düşünüp,ağlıyorum ben de... Sana aşık olduğum her an boyunca ağlıyorum ve seni seviyorum. Senin var olmaktan nefret ettiğin her saniyen boyunca ben seni sonsuzluğuna ve sonsuzluğuma kadar seviyorum..
heyzıl

Artık yazamıyorum.
Bu iyi bir şey mi?
Ben acılarımı yazabiliyorum sadece de ondan dedim öyle.
ve şu an dökülmüyo kelimeler kalemime..
Artık acı çekmiyor muyum?
yoksa
Bağışıklık mı kazandım?
Eskileri okuduğumda kırılıyo ruhum ortadan ikiye.
Ama geçiyor sonra..
Çünkü o anın acısı o.
Bu anın değil ki!
Geçmişte boğulmak mantıksız.
Ya da geleceğe kulaç atmak.
Şu anı yaşamak iyi.
Susuyorum.
Artık yazacak bir şey bulamıyorum.
Ya yazamayacak kadar mutluyum
Ya da
Tükendim..
Dünya o kadar saçma bir yer ki şu an hangi gerçeklikteyim onu bile bilmiyorum.
Bu adaletsizliğin içinde kavruluyoruz.
Kızarıyoruz ve yanıyoruz sonra.
Küllere dönüşüyoruz ve bizim malesef küllerimizden doğma gibi bir yetimiz yok.
Boğazda salınıyo küller.
Ayrıca
Burdaki yanıklar ne ki?
Güneş içimize gircek öldükten sonra haberimiz yok..
Bi de
Bu blog beni melankolikleştiriyor ve sizi de belki durduk yere üzüyor,ağlatıyor.
Niye girdim okudum diyorsunuz.
Ama satır araları o kadar dolu ki,o kadar acı ve tecrübe kokuyor ki.
Düşmeden tutabilir sizi.
Akmadan silebilir gözyaşlarınızı..
Melankoli iyi galiba..
Daha çok uğrayın buraya..
Ve galiba tükenmek için çok gencim.
Ben mutluyum.
Nefes alıyorum ve sağlıklıyım yetmez mi mutluluğa?
ruhunuzu sevin ve koruyun :*

http://quotesvil.com/
Kalbimin kanları nereye ait?
Kim olduğumu unutturan o vampirlere mi?
Yoksa beni uçurumdan aşağı sallandıran dostlarıma mı?
Kalbimin kanları kime ait?
Öylece akıp gidiyorlar...
*
Kendimin benliğini öldürmek isteyen içim,ne kadar da öfke dolu..
Dışıma bakarak beni yargılayanlar,nerden bilebilirdi ki son kurşunu boşluğa sıktığımı?
Simsiyahtan bembeyaz olmaya çalıştım bir başıma.
Her gece ağlayarak uyuyarak ve her sabah ağlayarak uyanarak..
Sus.
Susun.
Yoksa bıçağı gırtlağınıza geçiricem birer birer.
Yargılamak çok kolay..Peki yaşamak tüm netliğiyle bir andan bile kaçamayarak?
*
Çok değiştim diyorlar yabancı olanlar artık bana.
Ama ben hiç bu kadar ben olmamıştım.
Dünyaya gözlerimi açtığım o andaki kadar saf ve benim!.
Sus.
Susun.
Yorum yapmaya beyinleriniz yetermiş gibi..
Dilinizi kesmeden de çok güzel susuyorsunuz...
*
Ellerimde kendi kanım var.
Ellerinizde benim kanım var..
Ve
Tüm dünya beni öldürmekten suçlu
Ve gömmekten acizsiniz
Bir gram "keşke"niz yok değil mi?
Her şeyi silmiş gibi davranmak çok mu kolay?
Evet!!
Çünkü  çok değiştim.
Onlar diyorlar hep.
*
Değiştim. Çünkü beni hiç tanımadınız.
Değiştim.Çünkü Güneş'in benii yaktığı kadar varolmuştum sandınız.
Sanılandan çok fazlayım..
Ellerinizdeki kanlardan ibaretim sandınız..
Kim olduğumu unutturan o vampirler bana çok şey öğretti..
Ben hiç ulaşamayacağınız bir silüette var oluyorum artık.
Ben hiç bu kadar ben olmamıştım.
Güneş ben olana kadar Güneş beni yakmaya devam edecek.
***
http://www.rafalmaleszyk.com/

Benim kalbim koca ulu deniz ise sen de büsbüyük gökyüzü olmalısın.
İmkansız gibi kavuşmak ama yine beklermişsin gibi.
Bir ömür gibi..
Bi de
kavuşamazsan aşk olurmuş..
aşk bizimkisi..
ama leyla mecnun
aslı kerem değil
bu çok farklı bu çok değişik
evrende son bir damlam kalsa da geriye.
bütün sular tükense de.
o son damla senin!
o damla sensin
çünkü bu aşk işte!
ve
mutlu sonla bitsin bizimkisi
ya da dur hiç bitmesin
biterse ağlarım çokça
ben çok ağlarsam kurur giderim
koca ulu deniz kurursa nolur biliyor musun?
kıyametçesine bağırır insanoğlu
o yüzden bırak da
 buhar olayım karışayım sana
sensiz yapamam bariz
yapamam demiyim,bir söz var ya "yaşayamam deyip de yaşar dururum" diye
ondan yapamam dememeliyim ben de "YAPAMAYABİLİRİM"
yüksek ihtimal yapamam
anlatıyorum ya sana işte
bu doğal döngü biraz da
sen de bensiz yapama,yağmur ol karış bana
derinime derinime işle
karıştır saçlarını saçlarıma
ay şahit bize,yakamozlar aşık
ben koca ulu deniz,sense büsbüyük gökyüzü
sev beni,bulutlarına sar sakla
maviş maviş ağla bana her gece.
ben sensizken sadece sensiz bir denizim,hiçbir şeyim
Sen yokken ağlamak kalır bana.


Merhaba!!
Uzun süredir bloga yazacak bir şey bulamıyordum. (Ki hala bulamıyorum.) Hazal da ben de burayı iyice boşladık. 
Genel olarak benim sorunum 'aynı şeyleri yazıp duruyormuşum' gibi hissetmemdi. 
Full-mode aşk acısı yazmak, üstelik artık o kadar da acı dolu hissetmiyorken biraz sıkıcıydı. Ancak hayatımda mükemmel şeyler olmuyordu ve ben de aşk acısı dolu yazılar yazmaktan vazgeçmiştim. Sonra hiç yazmadım ve hayatımın büyük kısmını kaplayan bir aktiviteden savaşmadan vazgeçmiş bulundum. 
Aklımda bloga dair birkaç plan vardı ancak kesinleşmeden yazmak istemedim. Verimsiz ve sıkıcı bekleyişlerin sonunda yazmaya karar verdim. 

Aşırı rahat ve elini taşın altına her zaman koymaktan çekinen kişiliğime inat karar verdim ve...

Work and Travel ile Amerika'ya gidiyorum. 

Nedense içimden gelen gezi yazısı yazma isteğine karşı koyamadım ve ilk adımı attım. 
Haziran'da Rafet El Roman eşliğinde uçağa binip Amerika'ya uçuyorum. 



 


                                       A Memo!                                                                                                                         Burası New York Amerika
Evler karıştı bulutlara 
Nasıl bir yaşam?
Nasıl bir zaman?
O Memo!
İnsanlar simsiyah, kızıl, beyaz
Sokaklar basketbol, müzik ve dans
Nasıl bir yaşam?
Nasıl bir zaman?
                   
"American Dream" kısmını ne kadar yaşarım bilmiyorum. Dream olayı kasiyerlik yapmaya giden biri için ne kadar yaşanır? Daha gitmeden depresif moda girip, kötü hayallere kapılıyorum bile. 
Oysa insan Rafet El Roman gibi elinde gitarla gitmek istemez mi, New York, Teksas gezmek istemez mi? 
İşçiliğe gidiyorum. Alamancı gibi hissediyorum kendimi. 

*Rafet'in de bahsettiği gibi, o cankileri, repçileri, rakçıları görebilecek miyim? 

*Üniversitesine spor bursuyla girmiş Amerikan futbolu oynayan bir mankafayla tanışıp, onu "cheerleader"ların ayıplı ortamlarından çekip çıkarabilcek miyim? 

*Yonca Evcimik'ten Bandıra Bandıra'yı söylerken bana tutulacak mı? 

*Onu evimin direği yapabilecek miyim, söyleyin bana!

*Sarışın Jessica ve Versace çantası hikayenin sonunda horospu ilan edilecek mi?

Yazıciğim bunları. Hepsini yaziciğim...

Sincerely,
Çok pis işlerin peşinde olan Şevval...


Rafet El Roman - Amerika

Şevval

Kaybedicem sandım seni.
Dayanamadım.
Kaçamadım.
Kalbine sığamadım sandım.
Tüm şarkılarda seni buldum.
Bin parça olmuşsun,dağılmışsın tüm nağmelere.
Toplamaya çalıştım seni.
Olmadı.
Toplayamadım da kendimi.
Harelendi gönlüm her saniye.
Kaybedicem sandım seni.
Çığlıklarımı duymadın,hiçbirini.
Kayboldum.
Kaptansız bıraktın gemimi.
Alabora oldum.
Sığınacak yer arıyorum.
Evim sendin benim.
Evsiz kaldım.
Aşksız kaldım.
Nefessiz kaldım.
Dayanamadım
Kaçamadım.
Telefonda titreyen sesin,beni özlüyor biliyorum.
Ellerin ellerimi arıyor ama
bilemedim işte
nerde ne yapıcam
hangi yola sapıcam bilemedim.
Kaybedicem sandım seni
Ve kendimi kaybettim seni ararken.
Bekle dedin gittin sandım.
Kapkaranlıktı her yer.Göremedim anlıyo musun?
Seçemedim gözlerini...
Kalbin durdu sandım..
Dizlerin çözüldü sandım sevgilim..
Ama burdasın şimdi.
Nefesin yine nefesimde
şşşş
Bırak artık kendini bana.

hazal

Kara düşen küller kadar çaresizim.
Yitmiş, yitirilmiş...
Eskisi gibi değilim, inan bana.
Büyüdüm, hatta eskidim.
Kalbim kocamandı ve herkes iyiydi.
Küçüldü kalbim ve unutuldum. 
Unuttun, yanından ayrıldığım anda unuttun beni.
Bembeyazdı ruhum.
Gri gökyüzünden aşağı attın.
Düştüm, düşürdün.
Aşka düşürdün beni.
Bitiğim artık, aşka aç, ruhuna aç bir bitik...

Kara düşen küller kadar çaresizim.
Eriyorum karlar gibi.
Küller gibi...


Almanya'ya giden bir uçakta olabilirim.
Ankara'da kar yağıyor.
Berlin'de kar yağıyor.
Elimde bir fincan kahve olabilir.
En acısından...
Akşamdan kalma olabilirim.
Yatak soğuk.
Yatak yalnız.
Ben bu gece Ankara'da olabilirim.
İstanbul'daki varlığını özleyip,
bir kere daha hıçkırabilirim.
Olduğum yerde olmayabilirsin.
Unutmuş gibisin.
Hiç öpmediğin dudaklarımı unutabilirsin.

Bir duvar daha yıkabilirim Berlin'de.
Ankara'da bir cinayete kurban gidebilirim.


Ben benlikten çıkar giderim de,
sen hiç kalbime girmemiş gibisin.


Şevval
Yağmur dönerken kara...


hazal
>>dinlerken oku<<
Dönüyordum,hiç durmadan...
Hatıralarımın etrafında...
Ve ben bildiğin kızlardan değilim.
koca siyah kanatlarım var ve görmek için baya para lazım sana.
Yeterli yeşillin yoksa günahlarınla gel kollarıma ki
Bana aşık olmadan o kapıdan çıkamayacaksın
*
Dönüyordum,hiç durmadan.
Uzaydaki boşlukta..
Dün gece hengovır olduğum barda uyukluyo gibi içim.
Ve ben hiç normal olmadım.
Normal olmak çokça marifet sanki.
Bana biraz eğlence lazım güzelim,
Sanaysa ne lazım olduğu belli,
*
Ve beni seven tüm aşıklarım.
Hayran kaldığınız narşist kokum..sadece bir ilüzyon.
Lady Elizabeth gibi düşünün beni
sadece kanınızı arzuluyorum bu astralsi hayalinizde.
Safça duygularınızla gençleşmek...
*
Siyahi grilikte dans ediyorum.
Adımlarım tahrik edercesine kendimi.
sen ise koltuğuna gömülmüşsün çoktan
Ritimi nasıl yakaladığım daha da büyütüyor olayları
Bir-iki-üç
Bir-iki-üç!
Aslında biraz da kırmızı rujum yüzünde biliyorum.
Kırmızılık dudaklarımdan sigaramın izmaritine geçerken
son nefesimi
kalplerinizde söndürmek için sabırsızlanıyorum.
*
Dönüyordum,hiç durmadan...
Bacardi'mi yudumlarken aklımda sadece biri var.
siyah dantelli jartiyerime hastasınız biliyorum.
Ama kimseyi sevemem ben kocacım.
En gri gözlünüz bile sadece altıma yatabilir.
ve tek bir shot Jack kadar hızlı olurdu.
Siyahi grilikte adımlarımı ritime uyduruyorum.
Ve biliyorum hepiniz bana aşıksınız
ancak
ben hiç benim olmayacak bir aşkın
ızdırabını çekiyorum.
Öyle temiz sev ki beni,
Haykıramayan her aşık için ses tellerime dokun.
Ve çığlığım ol benim
Tek nefesimde dünyayı ser ayaklarımın altına.
*
Öyle temiz sev ki beni,
Dokunduğun her hücrem senin ismini sayıklasın.
Ve kalbim ol benim.
Beni üzdüğünde en solum acısın,ama hiç sonumuz da olmasın
*
Öyle temiz sev ki beni,
Ölmek gibi olsun vazgeçmek,hiç vazgeçilmesin.
Romeo'yla Juliet gibi.
Ölmek gibi olsun ama aslında çok sevmekten..
*
Öyle derin sev ki beni,
Anlamak isteyen herkes boğulsun fırtınamızda,
Hayatta kalan yalnızca ikimiz.
Ve benim için dünyayı ateşe ver sevgilim.
Çünkü ben senin için tüm gemilerimi yaktım
Ben senin için ufuklarımı aştım ışık hızında,
Boğazlarımı geçtim yüzerek,üzerek kendimi.
*
Öyle içten sev ki beni,
Senin adın "huzur" olsun benim lügatımda
Tüm dünya dursun ve biz dönelim sadece.
Yaşam bizimle başlasın,
sen beni öptükçe dursun zaman,kırdıkça da geriye aksın..
*
Öyle sonsuz sev ki beni,
Hüp diye içine çek aklımı,
Karıştır kimyalarımızı bir olalım.
Bir dediğimiz iki olmasın,dünya emrimize amade.
Yalnız tek bir şart aşkım,
Sen beni öyle temiz,
Sen beni öyle derin,
Sen beni öyle çok sev.

hazal
Düşüyorsun.
Sonunu görebildiğin, acısını hissedebildiğin bir düşüş bu.
Çok yüksekteydin, düşeceğini bile bile...
Yükseldin, bir nefes daha aldın ve yükseldin.
Karanlıktı, ışık oldu.
Işık geçti, karanlık oldu.
Üşüyorsun.
Yoksunluğundan, özleminden üşüyorsun.
Artık içinde değil, öylece masanın üstünde duruyor.

******************

Biraz daha ister misin?
Düşecek ve üşüyecek olsan bile...                                                                  
Birleşmek ister misin?
Oysa çok basitti, değil mi?
Acıların vardı, gözyaşların vardı.
Ah, çok fazla gözyaşı vardı.
İçmekten yorulduğun, artık boğulduğun...

******************

Eskisi gibi uyamıyordun akışa.
Tanrı sana dokunmuyordu, sen de kaleme.
Arkadaşların her yerdeydiler, soruyorlardı.
İyi miydin, pişman mıydın, neden konuşmuyordun?
Gitgide kazıyordun zemini, kafanı gömmek üzereydin...
Bir mucize oldu.

*******************


******************

Tanrı, o küçük pakette ruhunu satmıştı sana.
Masumdu, beyazdı, gülümsüyordu.
Keşfedilmemiş yerler, dokunulmamış bakireler, yeni doğmuş bebekler...
Masum olan her şey adına.
Hızlı oldu, uzandın, şekil verdin ve içine çektin.
Tanrı'nın eli uzandı sana, hızla yükseldin.
Bir dakika önce kafanı kara deliğe gömmek üzereydin,
Şimdi en vahşi yeşilliklerin içinde uzanmış güneşe bakıyordun.
Güneş ilk defa senin için doğmuştu...
******************
Vazgeçemiyordun, Tanrı ruhunun hepsini sana vermeliydi.
O yaşlı, bencil bedeni yorgundu ve sen almalıydın.
Ruhu ele geçirdin, daha fazla hissettin, daha fazla istedin.
Düşüyor muydun?
Hayır, hayır! İmkansızdı bu, bu kadar güzelken düşmek imkansızdı.
Ah, evet! Düşüyordun.
Savaşıyordun, daha geç düşmek için, parçalanmamak için...
İç organların bile vücudunu zorluyor, kaçmak istiyordu.

******************

Tekrar masanın başına geçtin.
Mutlu olmak istiyorsun.
Soruyorsun kendine...
Kendi yolunu çizebilecek misin?
O bembeyaz, üflesen yitip gidecek yolu...
Tek nefesle, tam da şimdi, hissediyorsun.
******************
Düşüyorsun.
Sonunu görebildiğin, acısını hissedebildiğin bir düşüş bu.
Çok yüksekteydin, düşeceğini bile bile...
Yükseldin, bir nefes daha aldın ve yükseldin.
Karanlıktı, ışık oldu.
Işık geçti, karanlık oldu.
Üşüyorsun.
Yoksunluğundan, özleminden üşüyorsun.
Artık içinde değil, öylece masanın üstünde duruyor.


Şevval

Jose Gonzalez - Crosses


Sevmek istiyorum seni..
Nasıl anlatsam?
Olgun bedenlerimizdeki çocuk ruhlarımız doyasıya sevişsin istiyorum...
Nasıl söylesem?
Pişman olmadan yapmak,düşünmeden konuşmak istiyorum..
Ben söylemeden anla,tamamla beni istiyorum...

Yorulmadan koşmak,
üzülmeden sevmek istiyorum..
Potansiyelimiz var hissediyorum.
Yeni bi aşka potansiyelimiz var..
Elini elime koy..
Göğsünü göğsüme...
Aç yelkenlerini...Rüzgarı al karşına..
Kapat gözlerini..Ben karşındayım.
Kaptanı sensin geminin..
Pusulan da haritan da benim..
Ben nefesini içine çektiğin yerdeyim..
Batmayız korkma...
Biraz cesur ol..
Belki alabora oluruz..
Belki de batar gemimiz bilmem..
Belki de fırtınalara göğüs gereriz beraber?
Belki bilinmeyen aşkları keşfederiz seninle?
Potansiyelimiz var hissediyorum.
Sevmek istiyorum seni...
     hazal-sr

Küçük ayinimizi sevdin mi?
Kötü adamlar için iyi kızların kalpleri üstünde tepindik.
Kızartıp yedik, bazen de çiğ.
Her acının kalpte nasıl yankılandığını bilemezsin.
Ölüm'ü ve onun keskin tadını bilemezsin.
Aşk acısını ve onun lezzetli parçalarını...
Hepsini yemek istiyorum, yemek istiyorsun!


Küçük ayinimizi sevdin mi?
Kötü kızlar için iyi adamların kalpleri üstünde tepindik.
Her zaman çiğ çiğ yedik.
Her değerli gözyaşının kalbe nasıl bir aroma kattığını bilemezsin.
Ne kadar ödün verdiyse o kadar taze kalır kalbi.
Hepsini yemek istiyorsun, yemek istiyorum! 



O kadar kanlı aşık oluyoruz ki!
Yalan söylemeye, intikam almaya bayılıyoruz.
Birbirimizin kalpleri üstünde tepiniyoruz.
Hadi, kandırma kendini.
Kalbimi yemek istiyorsun
kalbini yemek istiyorum.
Kim iyi, kim kötü?


Şevval 

 Portishead - Glory Box


2 haftadır aralıksız yağıyordu 
yağmur.
Niye bu kadar üzülmüştü bulutlar
Neye bu kadar dolu?
Gökkuşağı bile çıkmıyordu dışarı.O da kırılmıştı belli.
Ve yağmur neredeyse bir saniye bile durmuyordu.
Bulutlar durduramıyordu kendilerini,hislerini.
Bazenleri dur-kalk yapan kırmızı bir vosvos gibi
kesilip 5 dakika sonra yeniden başlıyorlardı.
Ben dikkatle izlediğimden biliyorum.
Dikkatle izlemeyen biri göremez yağmurun durduğunu.

Yağmur 2 haftadır kendi kendine yağıyordu.
Ama benim gözyaşlarım da yağmura karışınca 
en sonunda sel oldu.
Selde binlerce insan öldü
her yer mezar oldu.
Binlerce çocuğun annesi babasından,
torunu dedesinden ayrıldı.
Yağmur yüzünden...
Benim yüzümden..
Hayır!
Senin yüzünden.


Seni hatırladıkça,gidişini

daha çok ağladım.
Daha çok sel oldu.
Hava da iyice kapandı.İnsanlar kör oldu,
denizler kör oldu,dünya kör oldu.
Her yer siyah şimdi.
Matem rengidir siyah..Bilir misin?
Hep yağmur yüzünden..
Benim yüzümden..
Hayır!
Senin yüzünden.


hazal(stupid rabbit)

Aynaya bakıyorum şimdi.

Gözaltlarım ve burnum kırmızı.
Saçım,başım da dağınık.
Rimelimin birazı çenemde.
Epey dağılmış makyajım..
Tutmuyordu avuçlarım.
Buz gibi suyu çarptım yüzüme yüzüme.
Yıkadım acılarımı.
Su aldı götürdü gözyaşlarımı.
Su ne kadar berrak ve soğuksa
O kadar soluk ve donuktu gözlerim..
Anlatsam ağlarsın dilimi ne kadar yaktı sana olan son sözlerim.
Saçmalamak en sevdiğim
Gereksiz kafiyeler yapmak..
Kelimelerle oynamak..
Kelimeler dudaklarımda..
Dudaklarımsa hissizdi.
Yağmur yağıyordu dışarda.
Ev de biraz soğuktu.


Baya yalnızdım bugün...
Bayaca bir başıma.
Kapkalın bir kalem çektim gözlerime.!
Ne kadar kırılmışsa kalbim
O kadar kalındı kalemim..
boyadıkça bi yerlerimi acılar örtülüyordu sanki.
Böyle alışıyordum ben.
Biraz da allık yanaklarıma.
Renksiz çerçeveme birkaç renk kalbimi ısıtıyordu.
İyileştiriyordu beni
ki
İyiydim zaten ben.
Hiç acımamış gibi..
İYİYİM
İYİ
ÇOK İYİ
*
Gram alkol içmedim bugün havaya rağmen.
Bastıramadım da hiçbir acıyı.
Tüm gün yaşadım öyle dümdük,
Ağladım..Duramadım
Duyamadım sevdiklerimi..
Ayık kalmak baya zor şu aralar.
Ucuz bira sevmem de ben..
Göbek yapıyo baya..
Vodka desen evim gibi ama 5 kuruşsuzum
Ama kötüyüm de hallice. 
Gidip açıyorum şarabımı.
Kırmızı ve yıllanmış şarap.
Halim bitap,ben harap.
Hala durmuş kafiyeler arıyorum hayatıma.
Tam uyak dediğim her iki dize aslında birbirine hiç uymayan yarımlardan ibaret.
Yarım yarım uyaklar.
Uyumsuzca zorlayan birbirini.
*
Yatıyorum holde öylece.
İçiyorum,içiyorum.
Ölüyorum belki,
yaşayamam daha fazla diyorum ama..
Ölmüyor insan.
Sadece
Uyuyakalıyorum
...

HAZAL
hello its me:https://www.youtube.com/watch?v=Sff7zkAmVmE